“Ateşlik görürüm güzellik dolu dünyayı sensiz.
Ey gonca! Cehennem sanırım cenneti ben.
İsa gibi kudsiyetler ile göğe çekilsem,
Bayağı görürüm yücelik alemini sensiz...”
Kaynak: Atatürk'ün Not Defteri
Söz uçar, Yazı kalır. Akıl unutur, Yazı hatırlatır.
11 Ocak 2016 Pazartesi
Atatürk'ün Şiiri 💓
30 Aralık 2015 Çarşamba
Cemal Sureya/ Aşk
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı
İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde 。。。
Sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya
Özdemir Asaf/ Lavinia
Lavinia
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
1957
Özdemir Asaf
Nazım Hikmet/ Severmisim Meğer
SEVERMİŞİM MEĞER
yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedimtoprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer
meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe
hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın
kulağıma sesler geliyor
gök kubbeden değil meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine
ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın
çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına
ucu işlemeli
yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak
hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok
ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener
belki böyle bir şey olmadı
….
çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
…
severmişim meğer
gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim
güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın
meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofki’nin denizleri bir yana
bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara
ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim
yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim
beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın
içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer
ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde
yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir eski ölümdür benim için
Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
NÂZIM HİKMET
19 Nisan 1962
23 Temmuz 2015 Perşembe
Keman Tutkusu
Daha 12 yaşlarında bir şarkı dinlemiştim. (Yalın- Her şey sensin) Gözlerimi kırpmadan izlemiştim o klibi. Gözlerimin önünde o klipteki grup halinde beyaz giymiş kızların ahenkli keman çalması hiç gitmemiştir. Hep bir kemanım olsun istemiştim. Lisansa başladığım 2. yılda bir keman sahibi oldum. Ama bir kursa başlamak 4.sınıfta tam kpss maratonunun içinde başladı. Bir kurs bulmuştum ve kemanla uğraşmak tüm stresimi alıyordu.
Bir heyecanla başladım kursa.. Yay çekme en sıkıcı ve en temel hareketti. Bir süre sonra boynum ağrıdı bir keman yastığı aldım. Genel olarak tay tüyünden yapılan keman yayı(arşesi) daha güzel ses çıkarması için sabuna benzer bir reçine sürüyorduk. Akord yapmakta zorlanıyordum ki hala zorlanıyorum. Kemanı kutusuna yerleştiriyorum ve çıkardığımda akordu bozulmuş oluyor. Kurs hocam kemanımın iyi bir keman olduğunu söylemişti ancak akordun olur olmaz bozulmasını başkaları da yaşıyor mu hep merak etmişimdir.
Keman çalabilmek asla bir heves değildir. Mesela perdesi yoktur. Parmakları belirlenmiş aralıklara yerleştirmek yerine kulağınızla doğru sesi bulmak gerekecek. Kemanda aşağıdan yukarı kalınlaşan solfejde yukarıdan aşağı kalınlaşan bir düzen bulunmaktadır. Buradaki notaları tanıyıp her birinin sesini tanımak gerekir. Birkaç cm lik bir fark oldukça farklı bir ses çıkarır. Diyez ve bemol kavramları da buradaki notaların bir parmak ilerisine veya gerisine göre ayarlanır.
Yay çekmeden sonra sonunda ilk parçamı aldım. Tabii ki bir klasik olan 9.senfoni(Beethoven) ile başladım. 2. ve 3. tel olan La Re telinden çalınıyordu. Daha sonra Bir şarkısın sen, Buruk Acı, Bu kalp seni unutur mu, Kış Masalı, Caddelerde Rüzgar, Muhteşem Yüzyıl ve birkaç parça daha öğrendim. Favori parçam TSM Buruk Acı oldu. Aslında türkü tarzı da hoşuma gidiyordu. Mesela bir sarı gelin parçası kemana ayrı bir yakışıyordu. Türkü çalmak için en az 2 3 yıl çaba sarf etmek gerektiğini düşünüyorum. Malesef son sınıf olduğum için mezuniyet telaşı derken kurs bitti. Memlekete döndüm.
Bir başlangıç yapmıştım keman için. Devamı gelmesi için öncelikle atama sonuçlarına göre gittiğim yerde bir keman kursuna yazılmak ilk uğraşlarımdan biri olacak. Bazı şeyler ertelenmeyecek kadar özeldir. Bu arada bir hedefim dev var GodFather film müziğini profesyoneller gibi çalabilmek istiyorum. 2009 eurovision birincisi alexander rybak fairytale kadar mükemmellik gibi bir yeteneğim yok elbette. Ama çalışmak ile iyi derecede keman çalabilmeyi umut ediyorum.
Sevgilerimle.
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Hayalinizdeki ''Siz''i Tanıyın
Bu meditasyon tekniğini sakin bir şekilde ve başka düşüncelerin beyninize hücum etmesine izin vermeden yapabilirseniz etkisini kısa sürede görecek ve özgüven,özsaygı gibi eksikliklerin üstesinden gelmenin aslında ne kadar kolay olduğunu farkedeceksiniz. Bunu günde en az bir kez uygulamaya çalışın. Eğer sürekli ve düzenli hale getirmeyi başarabilirseniz kısa sürede ne kadar etkili olduğunu görebilirsiniz. Burada kendinizin olmasını istediğiniz kişiyi görecek ve düşüncelerinizde de olsa hayalinizdeki kişi olmanın nasıl bir duygu olduğunu hissedeceksiniz ve bu şekilde yapmak istediklerinize daha yakın olacağınız şekilde davranacak gücü kendinizde bulabilirsiniz.
Dikkatinizi dağıtmadan oturabileceğiniz rahat bir yer bulun. Gözlerinizi kapayın. Derin bir nefes alın ve birkaç saniye nefesinizi tutun. Nefesinizi verirken tüm gerginliğinizi üzerinizden atarak vücudunuzu rahatlatmaya çalışın.
Şimdi tekrar nefes alınve yine birkaç saniye tutun. Sonra nefesinizi bırakın ve tekrar gevşeyin, bu kez daha derine iniyorsunuz. Kendinizi nasıl rahatlatacağınızı sadece siz bilebilirsiniz.
Dışarıda olduğunuzu hayal edin. Dışarıda çok güzel bir gün var ve etrafınızdaki manzara tam istediğiniz gibi. Burada rahatsınız, burada bulunmaktan zevk alıyorsunuz.
Etrafınıza baktığınızda yakınlarınızda bir bina olduğunu farkediyorsunuz. Bu binaya doğru ilerlemekten kendinizi alamıyorsunuz çünkü sizde merak uyandırıyor.
Bu merak sizi kapıyı açmaya ve içeriye girmeye sevk ediyor. İçeriye girdiğinizde kendinizi bir odada buluyorsunuz. Bu, tam istediğiniz gibi bir oda. Odadaki tüm eşyaları ve mobilyaları inceleyerek odayı keşfetmek için biraz zaman harcıyorsunuz.
Odaya bakındıkça, içeride başka bir ''siz'' olduğunu farkettiniz. Bu ''siz'' tam olarak olmak istediğiniz siz. Bu yeni ''siz'' yüksek standartları olan, arzuladığınız davranışlara sahip kişi. Hayattaki amaçlarına ve hedeflerine ulaşmış bir siz.
Burada başka bir ''siz'' bulduğunuz için biraz şaşırmış olabilirsiniz ama bir süre sonra bunu çok etkileyici bulacaksınız. Diğer ''siz''i gözlemlemeye başlıyorsunuz, hareketlerine dikkat ediyorsunuz. Olumlu yönlerine hayran kalarak enerjinizi ve davranışlarınızı inceliyorsunuz.
Diğer ''siz'' odanın ortasına doğru yürüyor ve size arkasını dönüyor. Sizde aranızda birkaç adım kalana kadar onun arkasına yaklaşıyor ve duruyorsunuz. Derin bir nefes alıp gevşeyerek, ileri doğru adım atarak onunla birleşiyorsunuz. Elleri ellerinizde, ayakları ayaklarınızda hissederek ve onun gözlerinden bakarak tek kişi oldunuz.
Onun, yani yeni ''siz''in bedeninde yer almanın nasıl birşey olduğunu hissetmek için biraz bekleyin. Hislerinizdeki değişimi algılıyor musunuz? Düşünceleriniz nasıl değişti? Eski siz ile şu anki haliniz arasındaki fark nedir?
Etrafta gezinmek için biraz vakit harcayın, çevrenizi keşfedin ve bir süreliğine yeni yönünüzü hissedin. Bunun için istediğiniz kadar vakit harcayın. Keşfi tamamladığınızda kendiniz hakkında neler öğrendiğinizi düşünün. Kendinizde farklı olduğunu düşündüğünüz şeyler neler? Hangi yönleriniz hala aynı?
Eğer bu yeni kimliğinizle olsaydınız hayatınızı hangi yönleriyle farklı kılardınız? Eğer bu gerçekleşseydi hayatınızda neleri değiştirirdiniz? Hangi olayların sonuçları farklı olurdu? İnsanların size olan davranışları ne şekilde değişirdi? Hedeflerinize ulaşmak daha kolay olur muydu?
Bir süre sonra geri adım atarak yeni ''siz''den ayrılmanız mümkün olacağı gibi, yeni ''siz''de kalma seçeneğiniz de her zaman olacaktır. Geri adım atmak zorunda değilsiniz ama geri adım atabilir, yeni özelliklerinizi kendinize alabilirsiniz. Her ne olursa olsun, bunu hayalinizde canlandırmanın deneyimini yaşayarak bir şekilde bundan etkilenmiş olacaksınız.
Dolayısıyla, bu özelliklerden vazgeçseniz ya da sadece belirli yönlerini alsanız da sadece üçe kadar sayın ve olsun. Öyleyse harika. Nasıl hissediyorsunuz?
Şimdi egzersizde tüm yaşadıklarınızı hatırlayarak, bu hayalin dışına çıkıp şimdiki zamana dönmek için beşe kadar sayın. Bir, iki, üç çıkıyorsunuz, dört şu anın ve yerin farkına varın ve beş, uyandınız ve bulunduğunuz ana döndünüz.